






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Turk-Islam World Social Studies, Yıl 2021 Sayı 31</title>
    <link>https://tidsad.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1715</link>
    <description>The Journal of Turk-Islam World Social Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>Mobbing ve Karanlık Üçlü Kişilik Özellikleri</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54694</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54694</guid>
      <author>Sultan OKUMUŞOĞLU</author>
      <description>Bu makalede ilgili literatür aracılığıyla dünya çapında küresel bir olgu olan “işyeri şiddeti” diğer bir ifadeyle “mobbing” konusunun önemine işaret edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, ilgili literatür aracılığıyla, mobbing uygulamak ile karanlık üçlü kişilik özelliklerine sahip olma arasındaki ilişkinin açıklığa kavuşturulması hedeflenmiştir. Çeşitli biçimlerde gerçekleşebilen işyeri şiddeti, hedefteki kişinin yaşam kalitesini, sağlığını, iş verimini ve genel iyi olma halini olumsuz etkileyebilmektedir. Mobbingin hedefteki kişide psikolojik, fizyolojik ve sosyal sorunların gelişmesine yol açabilen önemli bir insan hakkı ihlali, etik bir ihlal olduğu açıktır. Mobbingin varlığı, farklı biçimleri ve etkileri konusunda farkındalığın artırılmasının önemi anlaşılmalıdır. Ayrıca, önleyici müdahale planlamalarına ve gelecek araştırmalara ihtiyaç olduğu açıktır. Her türlü şiddeti meşrulaştıran ve artmasına yol açan tutumların değiştirilmesi çalışmalarından başlayarak birçok önleyici müdahale planları geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.    </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sosyal Bilgiler Dersinde Coğrafya ile İlgili Kavramların Öğretiminde Model Küre  Kullanımının Önemi</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54012</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54012</guid>
      <author>Asım ÇOBANPakize TAMUSTA  </author>
      <description>Sosyal Bilgiler dersi kapsamında yer alan coğrafya kavramlarının öğretilmesinde model küre kullanımının önemini ortaya koymayı hedefleyen çalışma literatür taraması yöntemiyle yapılmıştır. Çalışma 3 ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde sosyal bilgilerde kavram öğretimiyle ve model küre kullanımıyla alakalı birçok nicel, nitel ve karma çalışmalar belirli kriterler dâhilinde incelenmiştir. Konuyla ilgili yapılan tez çalışmaları bilgisayar destekli tarama yöntemi kullanılarak incelenmiş ve tezlere ‘Ulusal Tez Merkezi’ aracılığı ile ulaşılmıştır. İkinci bölümde ise elde edilen bulgular not edilmiştir. En son bölümde ise elde edilen bulgularla ilgili çeşitli yorumlamalar ve analizler yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre sosyal bilgiler ders müfredatında yer alan tarih, coğrafya, vatandaşlık vb. konuları içerdiği için oldukça kavram olarak oldukça zengin olan bir disiplin olduğu ve bunları öğretiminde öncelikle öğretmenlerin kavram öğretimine yönelmeleri gerektiği belirlenmiştir. Kavram öğretiminin ezbere dayalı öğretimin önüne geçtiği ve öğrenmenin kalıcılığını artırdığı tespit edilmiştir. Sosyal bilgiler dersinin kavramları incelendiğinde daha çok soyut kavramları içerdiği görülmüştür. Soyut kavramlarının öğreniminde ilkokul öğrencileri zorluk yaşamaktadırlar. Kavram öğretimiyle öğrencilerin zihnindeki soyut kavramları somutlaştırdığı gözlenmiştir. Sosyal bilgilerde kalıcılığı artıran bir önemli unsur da materyal kullanımı olduğu tespit edilmiştir. Özellikle coğrafya ile ilgili kavramları öğretirken model küre kullanımının çok faydalı olduğu ortaya konulmuştur. Derslerinde model küre ve harita kullanan öğretmenlerin, öğrencilerin dikkatini daha çabuk topladıklarını ve öğrencilerin ilgilerinin dağılmadığını gözlemlemişlerdir. Küreler gerçeğe en yakın materyallerdir. Öğrencilerin derslere olan katılımlarını artırarak aktif öğrenmeye destek olur. Bir önemli özelliği ise derslerin eğlenceli hale gelmesine katkı sağlar.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Covid 19 Korkusunun İnfaz Koruma  Memurlarının Çalışma Performansına  Etkisinde İş Stresinin Aracılık Rolü</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54198</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54198</guid>
      <author>Murat KAHYAOĞLUTolga MERİÇBEY  ,Tuba BÜYÜKBEŞE  </author>
      <description>Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan koronavirüsün kısa sürede büyük bir pandemiye dönüştüğü bu süreçten, özellikle insanlarla temas oranının yüksek olduğu bazı meslek grupları daha fazla etkilenmiştir.  Bu araştırma da salgınla mücadelede meslek grupları içerisinde insan etkileşiminin yoğun olduğu ve çalışma sürelerinin bu dönemde oldukça arttığı düşünülen, diğer meslek gruplarına göre hem toplumun huzuru hem de bulundukları kurumların güvenlik ve sağlık şartlarının iyileşmesi adına fazla çaba göstermesi gereken ceza infaz kurumlarında çalışan infaz koruma memurları üzerinde yapılmıştır. Araştırmada infaz koruma memurlarının Covid 19 korku düzeyleri ve bu korkunun çalışma performansına etkisinde iş streslerinin aracılık etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Bu kapsamda İstanbul bölgesinde faaliyet gösteren ceza infaz kurumlarında çalışan infaz koruma memurlarından anket yolu ile veri toplanmış ve elde edilen veriler SPSS 22 paket programı ile faktör, korelasyon ve regresyon gibi çeşitli analizler kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar incelendiğinde infaz koruma memurlarının algıladıkları Covid 19 korkusunun çalışma performansına etkisinde iş stres düzeylerinin aracılık etkisine sahip olmadığı sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçede Bazı Mekân Adları ile Onlara Kaynaklık Eden Eski Kavramlar</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54128</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54128</guid>
      <author>Fatma ŞAHAN GÜNEY</author>
      <description>Bu çalışmanın genel amacı, “her dilin kendine özgü bir anlam yapısı vardır” görüşünden hareketle, Türkçenin dış dünyadaki gerçekliği kavrayış yolu, gerçek dünyadaki varlık, nesne, devinim, olay, olgu, durum, biçim ve nitelikleri soyutlayıp kavramlaştırarak dil ara dünyasına katma yollarından bazılarını anlamak ve belirlemektir. Çalışmamızda, bu sorunun bir parçası olarak, Türkçede bazı mekân, yerleşim yeri, barınak (hayvan ve insanlar için) vb. kavramlaştırılırken hangi anlam ilişkilerine başvurulduğu ve hangi temel kavramların kullanıldığı incelenecektir. Bu sözcük ailesinden bazı örnekler seçilerek bunlara kaynaklık ettiğini düşündüğümüz temel ve ilksel kavramlarla aralarındaki ilişki ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>19. Yüzyıl Türk Müziği Kadın Bestekârlar Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54663</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54663</guid>
      <author>Safiye YAĞCIÇağhan ADAR   </author>
      <description>Sosyal yaşam içinde her alanda olduğu gibi müzik sanatında da gerek icracı gerekse bestekâr olarak yer alan kadın, bazı dönemlerde toplumsal yapının gerekliliklerinden dolayı geri planda kalsa da verimliliğini her dönem sürdürmeyi başarmıştır. Türk müzik tarihine yüzyıllar açısından bakıldığında kadının bu verimliliğini giderek artırdığı görülmektedir. 20. Yüzyıla daha yakın dönemde yaşamış olan Leyla Saz, İhsan Raif Hanım ve Nigâr Galib Ulusoy gibi kadın bestekârların daha çok eser bestelemesi, dönem ilerledikçe kadınların müzikte daha aktif yer aldığı düşüncesini akla getirmektedir. 19. yüzyıl, önceki dönemlere nazaran kadınların özellikle saray ve çevresinde almış oldukları müzik eğitiminin bir neticesi olarak parlak bir dönem olarak görülebilir. Çünkü saray ve çevresi müziğin önemli merkezlerinden birisi olarak görülmektedir. Bu araştırmada yapılan literatür taramasıyla 19. Yüzyılda yaşamış ve eser bestelemiş olan 27 kadın bestekâra yer verilmiştir. Araştırmada yer alan bu kadın bestekârların hayatı, bestelemiş oldukları eserlerde kullandıkları makam, usûl ve form anlayışı çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Araştırmanın kavramsal çerçevesini oluşturan toplumsal cinsiyet ve Türk Müziğinde kadın konuları ise genel anlamda kadınların müzikteki yerini irdelemeye yöneliktir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mâtürîdî ile Kâdî Abdülcebbâr’da Teolojik  Obskürantizm Sorunu ve Hakikî İman</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53979</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53979</guid>
      <author>Osman ORAL</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Mâtürîdî ile Kâdî Abdülcebbâr’ın hakkı gizleme teolojik obskürantizm sorunu ve çözümü konusunda görüşlerini incelemektir. Obskürantizm, karanlıkçılık, bilmesinlercilik; insanları yanlış yönlendirmek için hakikî bilgileri gizlemek, onları cehâlet ve karanlıklara itmektir. Kavramın anlamını değiştirmek, hakkı gizlemek, asılsız inançları anlatmak Kur’ân’da cehâlet, küfür, karanlık ve zulüm olarak adlandırılır. Akıl ve hakikî bilgi ışık, akılsızlık ve cehâlet karanlıktır. Sosyal hayatta şâhitlerin gerçekleri gizlemesi ile kadınların ana rahmindeki çocuk oluşumun gizlemeleri teolojik bağlamda yasaklanır. Hak bilginin gizlenmesiyle taklid, bağnazlık ve cehâlet yaygınlaşır. İnsanlar karanlıklarda kalırlar. Zan ve taklid ile oluşan inançları reddeden Mâtürîdî ile Kâdî Abdülcebbâr’a göre teolojik obskürantizm sorunu hak bilgi ve delillerle oluşan hakikî iman ile çözülebilir. Sosyal hayatta oluşan taklid, bağnazlık ve cehâletin zararları ancak hakikî iman ile giderilebilir. Akletmeden körü körüne inanan taklidî iman sahipleri yanlışlara kanabilir, cehâlete hemen döndürülebilirler. Hakikî iman sahipleri ise güzellik ve hakikatlere gönülden inandıkları, hikmetlere aklettiklerinden karanlıklara döndürülemez, imançlarını kolaylıkla terketmezler.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türk Kam (Şaman) ve Kadın Başlıklarında Kuş Tüyünün Kullanılması</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54221</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54221</guid>
      <author>Cihad CİHAN</author>
      <description>Tarih boyunca çeşitli kültürlerde kuş ve tüyleri farklı sembolik anlamlar taşımıştır. Eski Türk inancında kuş Gök Tanrı’nın idaresindeki kutsal bir varlıktır. Kuş ve tüyü İslam öncesi ve sonrasında sembolik olarak Tanrıyı, kutsanmışlığı, yükselmeyi, yukarı çıkmayı ifade etmiştir. Kuş, ayinlerde kamın suretine girdiği hayvanlardan birisidir. Tarih boyunca Türk kam ve kadın başlıklarında da kuş tüyleri görülmektedir. Günümüz Türk dünyasında tüylü başlıklar kızların ve gelinlerin bir alameti olarak kullanılmaktadır. Ayrıca bebek ve sünnet şapkalarına da nazardan korunmak amacıyla kuş tüyü takılmaktadır. Bu çalışmada Türk kültür tarihi içerisinde kam ve kadın başlıklarına kuş tüyü takma geleneğinin kökeni, sembolik anlamları, kullanım şekilleri, tarihî devamlılığı mukayeseli olarak tahlil edilmeye çalışılmıştır. Yöntem olarak öncelikle farklı kültürlerde kuş ve tüyünün yeri, önemi incelenmiştir. Daha sonra Türklerde şaman ve kadın başlıklarında kuş tüyünün kullanımı kronolojik olarak, başlık türlerine göre tasnif edilmiştir. Bu başlıklarda kuş tüylerinin kullanılmasının türeme, süs, uğur, bereket, kutsanmışlık, korunma gibi anlamlarından dinî menşeili olduğu anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Erzurum Kentinde Heykel ve Çevre İlişkisi Üzerine Bir Deneme</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54756</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54756</guid>
      <author>D. Tülay ÖZKULFerhunde KÜÇÜKŞEN ÖNER  </author>
      <description>Geçmişten günümüze kadar heykel farklı amaçlar ile tasarlanıp üretilerek, çeşitli mekânlarda, galerilerde, kent meydanlarında, açık alanlarda görülmüş, gösterilmiş, sergilenmiştir. Cisimsel, hacimsel ya da kütlesel olarak heykel,  kurumsal olduğu kadar sanatsal anlamda da konumlandığı yeri dönüştürmeye ve yaşam ile ilişkilendirmeye devam etmektedir. Bu makalede heykel sanatının bir kamusal alan olarak kent ile çevre arasında ilişkisine odaklanılacaktır. Bir kamusal alan olan kentin, heykeller ile değişen çehresinin kent insanının da değişim ve gelişimine ne gibi katkıları olabileceği de sorgulanacaktır. Bu bağlamda, Erzurum ili özelinde 2005-2010 tarihleri arasında düzenlenen taş heykel sempozyumlarıyla kentin dokusuna, plastiğine, sembolüne dönüşen taş heykellerin kente ve sanata dair katkıları üzerinden sanatçı okumaları yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Flüt Eğitiminde Korrepetisyon Çalgısı  Olarak Gitar Kullanımı Üzerine Bir  İnceleme</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54162</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54162</guid>
      <author>M. Ayça ÖNAL</author>
      <description>Müzik tarihinde korrepetisyon (eşlik etme) tarihi çok eski olan bir kavramdır. Eşlik ya da solo çalgı ile yapılabilen bu eylem; bir sese, bir çalgıya eşlik etme anlamına gelir. Günümüzde çoğunlukla piyano ile yapılan korrepetiyon, aslında hem solo hem eşlik çalgısı olan ve çoksesli özelliği taşıyan Klasik Gitarla da yapılabilir. Gitar literatürü incelendiğinde pek çok gitarist bestecinin eserlerinde klasik gitarın korrepetisyon çalgısı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu araştırmada klasik gitarın flüt eserlerinde korrepetisyon çalgısı olarak kullanımı literatür taranarak incelenerek; gitar literatürünün önemli bestecilerinden olan Matteo Carcassi, Fernando Sor ve Mauro Giuliani adlı bestecilerin eserlerinden örnekler sunulmuş ve sunulan örneklerin flüt eğitiminde kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Günümüzde birçok flüt eğitmeni tarafından eşlik çalgısı olarak fazla kullanılmayan gitar enstrümanıyla birlikte seslendirilen eserler, çalıcının enstrümanına olan ilgisinin artırılması anlamında repertuarına farklı bir renk katmaktadır. Bu bağlamda çalışmada flüt ve gitarın ses özellikleri bakımından birbiri ile çelişmeyen enstrümanlar olması ile birlikte seslendirildiğinde farklı ve alışılmadık tınıların elde edildiği görülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sivas İli Zara İlçesi Dokuma Kültüründe Kullanılan Sembolik Motiflerin El Örgü Ürünlerine Yansıması</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54926</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54926</guid>
      <author>Birnaz ER CENGİZ</author>
      <description>El sanatları basit el araçlarıyla kolay uygulanabilen, fazla maliyet gerektirmeden, artık ham maddelerin de değerlendirilebildiği, bireylere ek gelir getiren veya asıl meslek alanı olarak icra edilebilen, bireylerin duygu ve düşüncelerini motifler ve renkler aracılığıyla aktarabildikleri somut olmayan kültürel miras unsurları arasında yer almaktadır. Dokuma ve örgü, Anadolu kadınının dile getiremediği duygularını motifler aracılığıyla aktardığı önemli el sanatlarındandır. Sivas ili Zara ilçesi özellikle dokuma sanatı yönünden bilinen bir üne sahiptir. Bu ün sayesinde yöredeki diğer el sanatlarında dokuma sanatının izleri görülebilmektedir. El örgüsü çoraplar, patikler ve diğer örgü ürünlerine bakıldığında ise dokumacılıkta kullanılan sembolik motiflerin, el örgü kültürünü etkilediği görülmektedir. İlçenin yoğun göç vermesi, küçükbaş hayvancılığın artık neredeyse yapılmaması nedeniyle dokuma sanatının günümüzde uygulanma alanını yörede olumsuz etkilemiştir. Kendi duygularını sembolik motifler aracılığıyla ifade eden Anadolu kadını bu durumda el örgüsü ürünlerine yönelerek sanatını uygulamaya devam etmiştir. Bu çalışmada Sivas ili, Zara ilçesi, Becekli köyü kadınlarının duygularını aktarım aracı olarak kullandıkları ve sembolik halı motifleriyle bezedikleri el örgüsü ürünler incelenmiştir. Araştırmada köy evlerinde, İstanbul ve İzmir’e göç eden köy kadınlarının evlerindeki el örgüsü ürünlere ulaşılmış ve ulaşılan ürünler fotoğraflanarak belgelenmiştir. Yöre kadınlarıyla yüz yüze yapılan görüşmelerde üretilen ürünler, kullanılan motifler ve el sanatlarını uygulama alanlarıyla ilgili olarak görüşleri alınmıştır. El sanatlarının bireylerin yaşam şekline dönüştüğü, onları rehabilite eden, duygularını aktarım şekli olabilen bir alan olduğuna ve her yerde kolay uygulanabilen bir sanat olduğuna dikkat çekilmek amaçlanmıştır. Yöre kadınlarının, dokumalarında kullandıkları sembolik motiflerle bezedikleri el örgü ürünlerinin kullanım alanları, örgülerin desen ve motif özellikleri incelenmiş ve Sivas ili Zara ilçesi dokuma ve el örgücülüğü kültürünün belirli özelliklerine dair bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İbn Battûta’ya Göre XIV. Yüzyılda Altınordu Devleti’nde Kadınların Toplumdaki  Saygınlığı</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54835</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54835</guid>
      <author>Salih DEMİRBİLEK</author>
      <description>İbn Battûta XIV. yüzyılın önemli seyyahlarından birisidir. Battûta seyahat anılarını ve gözlemlerini dünyaca ünlü Seyahatnamesinde toplamıştır. Onun eseri Türkiye’de farklı yayınevleri tarafında tam nüsha olarak yayınlanmıştır. Seyahatname kültür tarihimiz için asla ihmal edilmemesi gereken eserlerden birisidir. Bu çalışmada Battûta’nın Altınordu Devleti’ndeki kadınlara gösterilen saygıya dair gözlemleri konu edilmiştir. Bilindiği üzere Altınordu Devleti’nin yöneticileri Moğol asıllı ancak halkı ekseriyetle Türk idi. Battûta’nın bu gözlemleri hükümdarın eşleri tarafından ayrı ayrı kabul edilmiş ziyaretlerine dayanmaktadır. Battûta hem Anadolu’da hem de Altınordu Devleti’nde kadınlara gösterilmiş olan saygıyı diğer hiçbir millette görmediğini yazmaktadır. Onun bu iddiası kültür tarihimizde kimileri tarafınca ileri sürülen olumsuz tezlere karşı belge hükmündedir. Ayrıca onun bu iddiası eski Türk devletlerindeki kültürün XIV. Yüzyılda sürdüğünü gösterir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Osmanlı’da Mûsikî Eğitimi ve Gınânın Usûlü Tedrîsi Adlı Eserin İncelenmesi</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54028</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54028</guid>
      <author>Esra YILMAZErhan ÖZDEN  </author>
      <description>Osmanlı döneminde genel olarak mûsikî eğitimi Tanzîmât’a kadar bazı kurumlarda, kurumsal mahiyette verilmiştir. Bu kurumlar sırasıyla; Enderûn Mektebi, Mehterhâne,  Mevlevîhânelerdir. Halka yönelik mûsikî eğitimi ise uzun asırlar boyunca, yalnızca özel meşkhânelerde gerçekleşmiştir. Tanzimat’tan sonra kurulmaya başlayan Maârif teşkilâtına tüm okullar bağlanmıştır. Maârif teşkilatına bağlanan; sıbyan mektebi, rüşdiyye, idâdî, sultanî, dârülmaârif, dârülfünûn ve askeri okullar gibi çeşitli kurumlarda mûsikî eğitimi devam etmiştir. Bu makalede, Cumhuriyet Dönemi eğitim bilimcilerinden olan Halil Bedî Yönetken’in 1927 yılında Milli Matbaa tarafından basılan, Osmanlıca olarak kaleme alınmış olan, “Gınânın Usûlü Tedrîsi” adlı eserin latinizasyonu üzerinden değerlendirilmesi yer almaktadır.  Eser, çocuklara mûsikî eğitimi verirken dikkat edilmesi gereken konuları, mûsikî muallimlerinin öğrencilere yaklaşımı gibi mûsikî eğitim ve öğretim teknikleri açısından günümüze ışık tutacak bilgiler içermektedir. Eserin ve dönemin temel özelliklerine yer verilen makalede, günümüz mûsikî eğitimine kazandırılmaya çalışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Orhun Yazıtlarının Transkripsiyon  Farklılıkları</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54185</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54185</guid>
      <author>Bayram BİLİR</author>
      <description>Orhun Yazıtları olarak adlandırdığımız Kül Tekin, Bilge Kağan ve Tonyukuk Yazıtlarının yazımında kullanılan Köktürk alfabesinde 4 işaret ikişer ünlüyü göstermek için kullanılır. 31 işaretten 20’si ince ve kalın seslerin ayrımını gösterirken 7 harf yansız harfleri, 4 harf ise ünlü-ünsüz ve ünsüz-ünlü değerinde harfleri göstermektedir. 38 harften oluşan Köktürk alfabesinde üç harf ise çift ünsüzler olarak ifade edilmektedir. Çift ünsüzlerden oluşan harflerle beraber yansız ünsüz kabul edilen işaretler üzerine Türkologlar tarafından yapılan transkripsiyonlar incelendiğinde çeşitli varyantların oluştuğu gözlemlenmektedir. Bu çalışmamızda Orhun Yazıtları üzerine eserler veren Türkologların yazıtlarda kullanılan harfleri nasıl transkribe ettikleri incelenecek ve Uluslararası Fonetik Cemiyetinin tavsiye ettiği IPA alfabesine göre tekrar yorumlanacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hârezmşah Alâeddin Muhammed  Döneminde Abbâsî Halifeliği ile İlişkiler</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53980</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53980</guid>
      <author>Nagehan VURGUN</author>
      <description>Hârezmşah Alâeddin Muhammed, İslam dünyasının baş etmekte zorlandığı kâfir Karahıtaylar’ı ağır bir şekilde mağlup etmiş (Ilâmış Zaferi 1210) ve Türk-İslâm dünyasındaki itibarını arttırmıştır. Horasan, Irak-ı Acem, Gazne ve Mâverâünnehir bölgelerini devletine bağlayan Hârezmşah, devletinin sınırlarını iki katına çıkarmış ve gittikçe güçlenen Türk-İslam devletini temsil ettiği için Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh’dan kendisine “Sultanü’l-İslâm” unvanını vermesini istemiştir. Halife’nin bu isteği reddetmesi üzerine Hârezmşah Muhammed ile Halife arasında uzun süren bir savaş başlamıştır. Hârezmşah Muhammed, Halife Nâsır-Li-Dînillâh’ın hilafeti boyunca “Sultanü’l-İslâm” olma amacının gerçekleşmeyeceğini anlamış ve daha önce de halifenin Hârezmşah Devleti’ni yok etmek için Gur Devleti’ni savaşa teşvik etmesini de göz önünde bulundurarak Abbâsî halifesinin manevî gücünü kırmak için fikrî bir mücadele başlatmıştır. Hârezmşah, Abbasoğulları’nın halifelik makamını gasp yoluyla ele geçirdiğine dair fetva almış ve Halife’nin adını ülkesinin her yerinde okunan hutbelerden çıkarmıştır. Abbâsî Halifeliği ile başlayan fikrî mücadele, fizikî mücadeleye dönüşmüş ve Hârezmşah Muhammed, Bağdat üzerine büyük bir ordu göndermiş, Abbâsî Halifesi elçiler aracılığıyla bu mücadeleyi durdurmaya çalışmış fakat başarılı olamamıştır. Hârezm ordusunda ise Esedâbâd Dağları’nda yaşanan yoğun kar fırtınası nedeniyle birçok asker donarak ölmüştür. Halife Nâsır Hârezmşah Devleti ile baş edemediği için bu coğrafyada yeni bir güç olarak beliren Moğol Devleti’ni Hârezmşah Devleti üzerine sefere çıkmaya teşvik etmiştir. Fakat Moğol Devleti’nin lideri Cengiz Han, ilk aşamada Hârezmşah Devleti ile savaşmak yerine ticarî ilişkilerini geliştirmeyi tercih etmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türklerde Demir, Demirci ve Anadolu'da Sıcak Demirciliğin Problemleri</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54875</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54875</guid>
      <author>Murat ÇETİN</author>
      <description>Mitolojiye göre, Göktürklerin ataları demircidir. Türkler için demir kutsaldır ve demircilik, en saygın meslek dallarının başında gelmektedir. Ergenekon Destan’ında yer alan kurtarıcı demirci motifinin kökleri oldukça eski çağlara dayanır. Türklerin zihinsel algısında "Gökyüzü Tanrısı" anlayışının merkezinde bulunan demir, Tanrı'nın özüdür. Tarih boyunca demir, insanların korunma, savunma ve barınma gibi doğal ihtiyaçlarını karşılamak için değerli bir elementtir. Türkler tarafından, demirin silah ve diğer aletler yapılmasında kullanılmasının yanında, hastaları iyileştirmek, doğal olaylara cevap vermek, insanları kötü ruhlara ve kötülüğe karşı korumak gibi sembolik özelliklere sahip olduğuna inanılmaktadır. Demirle ilgili her şey toplumların hafızalarda canlıdır ve demirciler de toplumların ortak kültürel değerleri hakkındaki algı ve tasarımlarını taşıyan kişiliklerdir. Yarım asır önce şehirlerimizde, geçmişte her köşe başında rastlanan demirci atölyeleri, son yıllarda büyük oranda azalmıştır. Günümüzde iletişim hızının etkisiyle, özellikle ürün pazarlama ve ticarette küresel dünya kare bir dünyaya dönüşmüştür. Bu dönüşümle birlikte teknolojik araçların ve seri üretim tekniklerinin kullanımı sonucunda soğuk demircilik gelişmiş fakat tarıma dayalı sıcak demircilik önemini kaybetmiştir. Bu değişimlerin sonucunda, sıcak demircilik sektöründe faaliyet gösteren ustaların çoğu meslek hayatını sonlandırmış ve bazıları endüstriyel kalkınmanın etkisiyle sektör değiştirmiştir. Bu çalışmada,  Türklerde kutsal değeri olan sıcak demircilik ve Anadolu’daki günümüz demirciliğinin sorunları ve çözüm önerileri sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hadis / Sünnette “Serbest Bölge”:  İbn Hibban’ın (ö.354/965) el-Tekâsîm’i Özelinde</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54144</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54144</guid>
      <author>Mustafa IŞIK</author>
      <description>Helal-haram arasında, rahat davranmayı gerektiren “mubah” bulunmaktadır. İbn Hibbân, Tekâsim’de hadis/ sünneti 5 kısma ayırır. Bunlardan biri “ibahât” olup 400 nevi içinde 50 nevi olarak yer almaktadır. Mubah’ın her nevi için misaller sunulmakta olup toplamda 745 haber bulunmaktadır. Amacımız, hadis/sünnet içinde bulunan mübah söz/davranışların, H. 4. Yüzyılda “Tekasim” özelinde ortaya konuşunu ve günümüzde geldiği yeri göstererek, mübah alanının daraltıldığını göstermektir. Mubah davranışların ortaya konduğu her haberin bir başlığı bulunmaktadır. 1. nevi’de 295 haber geçmektedir. Böyle olunca, seçmeci davranmak zorundayız. Nebi (s.a.s.), Ebubekir ve Ömer, cenazenin önünde yürüyorlardı. Mubah başlığı konan haberin alternatifi de mevcuttur: Nebi, “Binekli olan arkada, yaya olan ise istediği yerde yürür” buyurmuştur. Müellifin mubah saydığı ayakta yemek, içmek, imkân yoksa bevl etmek gibi davranışlar mürûete zarar veren hallerden sayılmıştır. İbn Hibban’dan 100 yıl sonra gelen fıkıh eserlerinde bunlara “mekruh” denilmiştir. Görüldüğü gibi, mubah alanı giderek daralmaktadır. Kapsamı ise “bir makale ölçeğinde” seçmeler yaparak, mübah denilen serbest alana dikkat çekmektir. Haram, mekruh, farz ve sünnet dışında bir serbestlik alanının bulunduğunun farkında olmak, Müslümanın kendisiyle barışık olması demektir. Müellifin m.10. yüzyılda dile getirdiği bu ortama, 21. yüzyılda büyük ihtiyaç bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Özdemir Asaf’ın Şiirlerine Ekoeleştirel Bir Yaklaşım</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55620</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55620</guid>
      <author>Sema ORUÇ</author>
      <description>İnsan ve çevre arasındaki ilişkiyi ele alan ekoeleştiri, insanın doğa üzerindeki yıkıcı tahribatını edebi metinler üzerinden dikkatlere sunar. İnsan doğaya hükmetme gücünü elde ettiği andan itibaren bu gücü orantısız bir şekilde kullanarak doğayı sömürmeye başlar. Bu sömürü insan ve ekosistem arasında adaletsiz bir ilişkiye neden olmuştur. İnsan-merkezli olan bu ilişkinin yerine çevre-merkezli bir görüşü gerekli gören ekoeleştiri kuramı, temelini toplumun yapısından alarak oluşan edebi metinler aracılığıyla bireyde farkındalık sağlayarak ekosistemdeki dengeyi sağlamayı amaçlar. Ayrıca ekoeleştiri doğanın insan tarafından sömürüldüğünü belirttiği gibi insan ve doğadaki (canlı-cansız) diğer varlıkların içsel değerlerinin olduğunu da savunur. Birbiriyle bağlantılı olan insan ve ekosistem arasındaki yabancılaşmanın artması sadece doğaya zarar vermez. Netice itibariyle insan, doğaya verdiği tahribatı bilinçsiz bir şekilde kendisine de vermiş olur.  Cumhuriyet dönemi şairleri arasında yer alan Özdemir Asaf, şiirin bir düşünce ürünü olduğunu savunur ve şiirini topluma kayıtsız kalmayarak üretir. Şair, ekoeleştirel bakış açısıyla şiirlerinde modernleşmeyle birlikte doğanın dokusunun bozulmasına ve bu bozulmanın bireysel, toplumsal mutsuzluğa ve mutluluk arayışına yol açtığını gösterir. Biz bu çalışmamızda öncelikle ekoeleştirinin kuramsal çerçevesine ve tarihsel gelişimine değinip daha sonra Özdemir Asaf’ın şiirlerine ekoeleştirel kuram çerçevesinde yaklaşmaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1402-Ankara Savaşı ve Seğirdimleri  (Unutulan Bir Aydından Katkılarla)</title>
      <link>https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53871</link>
      <guid isPermaLink="true">https://tidsad.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53871</guid>
      <author>Sinan ÇAYA</author>
      <description>Metodolojik anlamda kavramsal ve kaynak taramasından beslenen bu tarihsel sosyoloji çalışmasında; 1402 tarihinde Ankara’nın Çubuk ovasında Emir Timur ile Osmanlı Sultanı I. Beyazıt arasında vuku bulan savaş ele alınmıştır. Olayın tarihte ne kadar önemli bir dönüm noktası olduğu, sonradan belirecek yakın ve uzak sonuçlarının ışığında iyice anlaşılmıştır. Batılı tarihçiler dahi olaya ilgi beslerler. Bu savaşta, ziyadesiyle mağrur ve gururlu olduğu bilinen padişah Beyazıt rakibine esir düşüp esarette üzüntüden vefat etmiştir. {Zayıf bir söylentiye göre yüzük taşındaki siyanür tuzuyla intihar (özkıyım) yolunu seçmiştir}.Balkanlar’daki başarıların yanında Anadolu beyliklerinin ezici çoğunluğunu da kendisine bağlamış iken; birden gelişen bu yeni durum karşısında, Osmanlı açısından, olanca emekler suya düşmüştür! Beylikler tekrar bağımsız olmuşlar, şehzadeleri ise birbirlerine düşmüşlerdir. Kardeşlerden Çelebi Mehmed’in galip gelip devleti tekrardan çekip çevirmesine kadar on yıl zaman kaybedilmiştir. Bir yandan da; tomurcuklanma evresindeki merkezî yapılanmaya kafa tutmak; âdetâ özendirici hâle gelmiştir. Şeyh Bedreddin isyanı bile ilgili kargaşanın bir uzantısı olarak değerlendirilebilir; zira o, kardeş Musa Çelebi’nin kazaskeriydi. Çelebi Mehmed’in ardılı II. Murad dahi, döneminin başlarında iki ayrı şehzâde Mustafa ile uğraşmak gâilesi yaşamıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


