Osmanlı İmparatorluğu’nda hanedan kadınlarının kent mekânı üzerindeki etkisi, çoğunlukla vakıf kurumları ve dini yapılar üzerinden değerlendirilmiş olsa da, özellikle XVIII. yüzyıl sonu ve XIX. yüzyılda konut tercihleri ve sahil yerleşimleri, onların toplumsal ve politik varlığını görünür kılan yeni bir boyut kazanmıştır. Bu dönemde hanım sultanlar, Topkapı Sarayı sınırları içinde konumlanan geleneksel yaşam düzeninden uzaklaşarak Haliç ve Boğaziçi kıyılarında kendilerine tahsis edilen sahilsaraylarda yaşamaya başlamış; böylece İstanbul’un kentsel topoğrafyasında belirleyici aktörlere dönüşmüşlerdir. Bu sahilsaraylar yalnızca ikamet alanları değil, hanım sultanların artan ekonomik güçlerini, kültürel temsillerini ve hanedan içindeki konumlarını mekâna yansıtan seçkin yapılar olarak dikkat çeker. II. Abdülhamid dönemine ait haritalar, özellikle Fındıklı- Kuruçeşme hattında hanım sultanlara ait sahilsarayların ardışık biçimde sıralandığını göstererek bilinçli bir hanedan yerleşim pratiği oluştuğunu ortaya koymaktadır. Bu makale, söz konusu mekânsal yerleşim düzeni tarihsel, mimari, topografik ve politik bağlamlarıyla ele alarak, Osmanlı saray kadınlarının kent üzerindeki etkisini çok boyutlu bir perspektiften analiz etmeyi amaçlamaktadır.
Although the influence of dynastic women on urban space in the Ottoman Empire has predominantly been assessed through waqf institutions and religious architecture, residential preferences and waterfront settlements, particularly from the late eighteenth century through the nineteenth century, acquired a new dimension that rendered their social and political presence increasingly visible. During this period, hanım sultans moved away from the traditional mode of life confined within the boundaries of Topkapı Palace and began to reside in waterfront palaces allocated to them along the shores of the Golden Horn and the Bosphorus. Through this shift, they emerged as influential actors within Istanbul’s urban topography. These waterfront palaces functioned not merely as residential spaces but also as elite architectural structures that spatially articulated the hanım sultans’ growing economic power, cultural representation, and positions within the dynastic hierarchy. Maps dating to the reign of Abdülhamid II demonstrate that, particularly along the Fındıklı-Kuruçeşme corridor, waterfront palaces belonging to imperial women were arranged sequentially, indicating the formation of a deliberate dynastic residential practice. This article addresses this spatial settlement arrangement within its historical, architectural, topographical, and political contexts, and aims to analyze the impact of Ottoman imperial women on the city from a multidimensional perspective.