Şeyh Sediduddîn el-Hımsî’nin Ulûhiyet Görüşleri

Author :  

Year-Number: 2026-49
Language : Türkçe
Subject : Temel İslam Bilimleri
Number of pages: 287-313
Mendeley EndNote Alıntı Yap

Abstract

Sediduddîn el-Hımsî Hicri VII. yüzyılın önemli kelâmcılarından birisidir. Yaşadığı yüzyıl müteahhirûn dönemi olarak adlandırılan kelâm ilminin felsefî metotlarla harmanlanarak sistemleştiği bir dönemdir. Hımsî’nin yaşadığı coğrafya da kelam ilminin odak noktalarından birisidir. Hımsî’nin öncelikle İmâmiyye’den olduğu bilinmektedir. Fakat bulunduğu ortam onu Ehl-i sünnet ve Mu‘tezile kelâmcılarıyla diyalog içerisine sokmuştur. Bu da onun meseleleri geniş perspektiften ele almasına ve kendine has çözümlemelerde bulunmasına neden olmuştur. Hımsî böylece İslam dünyasında farklı düşünce ekolleri arasında köprü kurabilmiş önemli isimlerden birisi olmuştur. Hımsî’nin ulûhiyet anlayışında bahsedilen özelliğinin izleri bariz şekilde görülmektedir. Öncelikle her kelâmcı gibi Hımsî’nin de ulûhiyet anlayışının temelini Tanrı’nın varlığını ispat oluşturmaktadır. Tanrı’nın varlığını ispatta hem aklî hem de naklî argümanları kullanarak dengeli bir metot uygulamaya çalıştığı görülmektedir. Genel olarak sıfatlar meselesinde Mu‘tezilî görüşe meyletmekte Allah’ın sıfatlarının nefsi olduğunu ve zatından ayrı düşünülemeyeceğini ifade etmektedir. Eş‘arîlerin sıfatların zatın ne aynısı ne de gayrısı olduğu ile ilgili yorumunu tenkit etmekte bunun “teaddüd-i kudemâya” yol açacağını savunmaktadır. Hımsî Seneviyye ve Mecûsîlerin düalist inanç sistemlerini, Hristiyanlığın teslis akidesini ve Sâbiîlerin yaklaşımlarını özellikle illiyet ve yaratma ile ilgili kelâmî söylemiyle cevaplandırmakta, onların bu türden görüşlerini tevhid ilkesine zarar verdiği için eleştiriye tabi tutmaktadır. Bu türden görüşleri tenkitte mantıki önermeleri de kullanan Hımsî özellikle teslis inancına yönelik eleştirilerinde bunu başarılı bir şekilde sunmuştur. Hımsî ulûhiyet savunusunda klasik kelâm birikimi ile rasyonel fikirlerini dengeli bir şekilde harmanlayarak ulûhiyetle ilgili nakil ve akıl arasındaki dengeyi koruyan kendine özgü fikirler ile seviyeli bir savunma yapmıştır. Onun sayesinde kelâmın ulûhiyetle ilgili argümanları özellikle dış eleştirilere karşı muhkem hale gelmiştir.

Keywords

Abstract

Sadiduddin al-Himsi is one of the prominent theologians (mutakallimun) of the 7th century AH. The century in which he lived is characterized as the muta'ahkhirun (late) period, a time when the science of kalam was systematized by being integrated with philosophical methods. The geography where al-Himsi lived is also one of the focal points of the science of Kalam. While al-Himsi is primarily known for his affiliation with the Imamiyyah, his environment facilitated a profound dialogue with Sunni and Mu'tazilite theologians. This interaction enabled him to approach theological issues from a broad perspective and offer unique analyses. Consequently, al-Himsi emerged as a key figure capable of building bridges between different schools of thought in the Islamic world. The traces of this integrative characteristic are clearly visible in al-Himsi's conception of divinity (uluhiyyah). Primarily, like every theologian, the foundation of his conception of divinity is the demonstration of the existence of God. In this regard, he sought to implement a balanced methodology by employing both rational (aqli) and traditional (naqli) arguments. Regarding the issue of divine attributes, he generally inclined toward the Mu'tazilite view, asserting that the attributes of Allah are essential (nafsi) and cannot be considered distinct from His essence (dhat). He critiqued the Ash'arite interpretation—which posits that attributes are neither the essence nor other than the essence—arguing that such a view would lead to "ta'addud al-qudama" (the multiplicity of eternal entities). Al-Himsi responded to the dualist belief systems of the Sanawiyya and Mageans, the Christian doctrine of the Trinity, and the approaches of the Sabaeans through a theological discourse centered on causality and creation. He subjected these views to criticism on the grounds that they undermine the principle of Tawhid (Divine Unity). Utilizing logical propositions in his critiques, al-Himsi particularly demonstrated this success in his challenges to the belief in the Trinity. In his defense of divinity, he harmonized classical theological heritage with rational ideas, providing a sophisticated defense characterized by original thoughts that maintain the balance between reason and revelation. Through his contributions, theological arguments

Keywords


                                                                                                                                                                                                        
  • Article Statistics