Bu çalışma, 1940’lardan itibaren Türk resminde gelişen toplumsal gerçekçiliğin plastik yansımalarını ve iletişimsel işlevini analiz etmeyi amaçlar. Nitel araştırma yöntemleri ve içerik analizi tekniklerinin kullanıldığı araştırmada veriler, seçilen sanatçıların eserleri üzerinden betimsel olarak çözümlenmiştir. Yapılan analizler, Turgut Zaim’in folklorik minyatür üslubuyla Anadolu’yu anıtsallaştırdığını Mümtaz Yener’in ise işçi sınıfını endüstriyel kütlelerle, kurguladığını göstermektedir. Nuri İyem büyük gözlü portrelerle göçün psikolojisini yansıtırken, Neşet Günal, aşırı büyük el ve ayaklara sahip deforme figürlerle toprakla kurulan varoluşsal kavgayı destanlaştırmıştır. Maden işçilerinin dramını şiirsel bir hüzünle sunan Nedim Günsur, emeğin trajik yüzünü görünür kılmış, İbrahim Balaban ise kırsal üretimi dairesel bir ritimle kutsayarak emeği dinamik bir güç olarak betimlemiştir. Sonuç olarak, toplumsal gerçekçilik akımı, Batı merkezli estetiğe karşı yerel bir direniş ve ulusal kimlik inşasının temel yapı taşı olarak saptanmıştır. Sanatçıların figüratif kurgularındaki anıtsallık ve etik tanıklık, sanatı sadece bir görsel nesne olmaktan çıkarıp, toplumun hafızasını her daim diri tutan, sınıfsal farkındalık yaratan güçlü bir iletişim platformuna ve estetik bir vicdana dönüştürerek Türk resminde kalıcı bir iz bırakmıştır.
This study aims to analyze the visual manifestations and communicative function of social realism, which developed in Turkish painting beginning in the 1940s. Using qualitative research methods and content analysis techniques, the data were analyzed descriptively through the works of the selected artists. The analyses reveal that Turgut Zaim monumentalizes Anatolia through his folkloric miniature style, while Mümtaz Yener constructs the working class using industrial masses. While Nuri İyem reflects the psychology of migration through portraits with large eyes, Neşet Günal has epicized the existential struggle with the land through deformed figures with excessively large hands and feet. Nedim Günsur, presenting the drama of miners with poetic melancholy, has made the tragic face of labor visible, while İbrahim Balaban has depicted labor as a dynamic force by sanctifying rural production with a circular rhythm. In conclusion, the social realism movement has been identified as a local resistance against Western-centric aesthetics and a cornerstone of national identity construction. The monumentality and ethical witness in the artists’ figurative compositions have transformed art from merely a visual object into a powerful communication platform and an aesthetic conscience that keeps society’s memory alive and fosters class consciousness, leaving a lasting mark on Turkish painting.